Göç ve sürgün
Gürcistan'dan Türk Göçleri
Prof. Dr. Şureddin MEMMEDLİ\
Giriş
Kars’a ilk geldiğimizde iki olgu bizi çok sevindirdi ve gururlandırdı. Bunlardan birincisi, şehrin merkezinde ünlü Âşık Şenlik Baba’nın heykeli, ikincisi, Kafkas Üniversitesi yolunda Mihrali Bey İlköğretim Okulunu görmemiz oldu. Bunlardan birincisi Gürcistan Türklerinin halk edebiyatının âşıklık geleneğinin kudretli temsilcisi, ikincisi ise Gürcistan Türklerinin kahramanlık timsalidir. “Can sağ iken yurt vermerik düşmana” deyimi Borçalı’da da diller ezberi olan Âşık Şenlik’in babası Kadir kişi (Kadir Efendi) 1840’lı yıllarda bizim ata yurdumuz olan Borçalı’dan Çıldır’a göç etmişti. Kendisi âşıklık geleneğini Borçalı’da olgunlaştırıp devam ettirenlerdendir. Mihrali Bey ise bizim ata yurdumuz olan Gürcistan’a bağlı Darvaz köyündendir. 93 Harbi’nde (1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi) “Türk Türk’e silâh kaldırmaz” diyerek, Rus Ordusu’nun kendilerine katılması doğrultusundaki önerisini reddederek, Osmanlı Ordusunun hizmetine girmiştir. Bu savaşta Borçalılardan oluşturduğu altı bölüklü bir alayla Hamidiye Süvari Alayları safında savaşa katılmıştır. Mihrali Bey bu alayıyla Kars ve çevresinde cereyan eden savaşta Ruslara karşı büyük kahramanlıklar göstermiştir.
- Kadim bir Türk kolu
Günümüzde dahi Gürcistan’a bağlı Borçalı ve Aşağı-Kartli yörelerinde meskûn 500 binden fazla olan Azeri Türk toplumu – “atılgan, hırslı, olaylar karşısında son derece duygusal ve saf bir karaktere sahip” [26; 6] bu Türkler, Oğuz boylarına mensupturlar ve yöresel olarak Türk, Terekeme veya Karapapak Türkleri olarak adlandırılmaktadırlar [4]. Önemli bir kısmı bugün Orta-Kür nehrinin sağında eski Gogaren ülkesinin doğu kısmında, kendi adlarıyla Borçalı tesmiye olunan (Tiflis-Revan arasındaki) yörede Borçalılar adıyla yaşamlarını sürdürmektedirler [10]. Bu Türkler “en saf, en temiz, en katkısız Türklüğü” yaşatan, “diliyle, diniyle, yüreğiyle Türkoğlu Türk olan Karapapaklar” [27], Türk dünyasının ayrılmaz ve önemli bir parçasıdırlar. Borçalı diyarı Türk yurtları olan Azerbaycan ve Türkiye arasında birleştirici bir köprü görevi görmektedir. Borçalı’nın Başgeçit kasabası Borçalı’dan gelip Türkiye’ye giden yolun baş geçididir [24].
Güney Kafkas’ın güneybatısına doğru uzanan yol gibi, sırf Türk arazisi boyunca uzanan “dehliz” gibi özel stratejik, ticarî ve ekonomik öneme sahip eski Borçalı diyarında Ağcagala, Goçulugala, Muhrangala civarlarında ve Borçalı-Debed, Kür (Kura), Hıram, Yor nehirleri akarınca Türk boyları çek eski dönemlerden beri yaşamaktadırlar. Milattan önce 330 yıllarında Makedonyalı İskender Gürcistan taraflarında yaptığı askerî hareketlerinde ilk önce Kür nehri boyunca ve onun kolları üzerinde sıralı bir şekilde bulunan dört kale ve etrafında bulunan Buntürkler’e rastlamıştır. Buradaki Bun kelimesinin asıl yerli anlamında olduğunu ünlü bilim adamı Nikolay Marr belirtmektedir. Bu açıklamayı bölgeye ilişkin bilimsel çalışmalarıyla tanınan M. Fahrettin Kırzıoğlu da desteklemektedir[11]. Bu hususta Gürcüce “Moktsevai Kartlisa” (Kartli Dönüşü) salnamesinde de bilgiler vardır. Başka bir Gürcü kaynağı olan, Leonti Mroveli Kroniği’ndeki: “İskender Kür kıyılarında Buntürkleri ve Kıpçakları gördü, Serkin’de oturan Buntürkler, hükümdara hakaret ettiler...”[12] kaydını düşmek suretiyle Türk unsurun bu bölgedeki tarihini 2340 yıl geriye götürmektedir.
- Göç hikâyesi
Tarihî bilgilere göre, Gürcistan Türklerinin ana nüfus unsuru olan Karapapak taifeleri, tarihî süreç içerisinde Türkiye topraklarına göç etmişlerdir. Daha XI. yüzyıldaki ünlü düşünür*, şair ve bilginlerden olan Hubeyş Tiflisî, Fahrettin Tiflisî ve Şemsettin Tiflisî’nin Tiflis’*ten Selçukluların bilim ve edebiyat merkezleri olan Konya ve Sivas’a göç edip yerleşmeleri Ortaçağda Gürcistan’dan Anadolu’ya yapılan göçlere bir örnek oluşturmaktadır.
Bölgede Osmanlı Türklerinin hâkimiyeti, XVI. yüzyıldan başlayarak XIX. yüzyıla kadar belirli aralıklarla devam etmiştir. 1549’da Ahmet Paşa komutanlığındaki Osmanlı ordusu bölgede ilk olarak Borçalı Ağcakale’sini ele geçirmişti. 1578’de Serdar Lala Mustafa Paşa komutanlığında Osmanlı ordusu, Ahıska, Tiflis, Şemşölde ve Dumanıs bölgelerini yönetimi altına almıştı. 1584’te Ferhat Paşa, Loru Kalesini ele geçirmiş, Borçalı, 1590’da İstanbul Antlaşmasıyla Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştı. 1723’te Borçalı yöresini de kapsayan Tiflis vilâyetinin merkezi olan Tiflis Kalesinin anahtarı Erzurum paşasına teslim edilmişti. 1734’de Osmanlı serdarı Abdullah Paşa’nın ordusu Gürcistan’daki Loru kalesi önlerine gelmiştir.
Osmanlı-Safili çatışmasında Borçalılar büyük felâketlere uğramışlardı. İki devlet arasındaki savaşlarda yıkım ve felâketten kurtulmak isteyen Borçalı Türkleri can havliyle “kaçhakaç” göçleri yapmışlardı. Meselâ XVI. yüzyılda Gürcistan Mepeliği (Prensliği-Valiliği), İran şahı Tahmasp’la Terekeme akınlarını önlemek için anlaşmıştı. Bu antlaşmaya göre, Gürcistan, İran’a her yıl 18 bin tümen vergi verecek, buna karşılık İran şahı, savaşçılıklarıyla ünlü olan Kazah Terekemelerini bulundukları bölgeden uzaklaştıracaktı.
1555’de Amasya Antlaşması’yla Borçalı yöresi Safililere bırakılınca, İslâm’ın Sünnî mezhebinde bulunan ve mezheplerini değiştirmemekte ısrar eden Gürcistan’daki Sünnî Türkmen taifeleri ilerde Osmanlı’yla işbirliği yapma ihtimaline karşı sürgüne tâbi tutulmuştu [12].
1603-1607 yılları arasında Safililerin yaptığı askerî hareketler sonucunda, Derbent’ten Hamedan’a, Borçalı da dâhil Hazar denizinden Kars’a kadar olan topraklar Osmanlıların elinden alınınca[25], Borçalı’daki ahali yeni felâketlerle karşı karşıya kalmıştı. Osmanlı Tarihi’nin önemli kaynaklarından olan Mustafa Naima Efendi’nin Tarihi’nde: Şah Abbas Kızılbaş ordusuyla Revan Hanı Amirgüne Hanı (Emir Güne Han veya Sarı Aslan) Borçalı Ağcakale’sine gönderdi, Ağcakale’yi aldıktan sonra yerli sakinlerin birçoğunu İsfahan’a sürgün etti[17]. Bu konuda Safili şahı, Borçalı ahalisinin, Osmanlı’ya gitmek isteyen halktan, ailesi ve hayvanlarıyla göçmesine izin verdi. Şah Abbas, bu dönemde gitmek istemeyen Sünnî ahaliden binlercesini Osmanlı* Devleti taraftarlığıyla suçlamış, Gence, Karabağ, Şirvan ve Şiraz bölgelerine zorunlu göçe tâbi tutmuştu.
Osmanlı-İran arasındaki olaylara tanık olan Gürcü tarih yazarı Papuna Orbeliani, 1723-1735 yılları arasında Gürcistan’ın Osmanlı ülkesine dâhil olduğunu kaydetmektedir[18]. Gürcistan’da 1735’te Osmanlı hâkimiyeti sona erdikten sonra tekrar İran (Kızılbaş) hâkimiyeti başladığında İran şahı Nadir Şah, Borçalı yöresinden Osmanlı meyillisi olduğundan kuşkulandığı binlerce kişiyi zorunlu göçe tabi tutmuştu[12]. İran şahının 1749 yılında Borçalı’nın Kartli-Kahet valiliğine bağlandığı doğrultusunda fermanından sonra Borçalı’da huzursuzluklar ortaya çıkmıştır. O yıllara ait kaynaklarda: “Borçalı’da çıkan huzursuzluklar neticesinde, Bozçalı, Teke, Kösalar, Gamerli, Ulaşlı, Gacar, Garahacılı, Erebli yörelerinden bir hayli insan Osmanlı hâkimiyetindeki topraklara göç etmiştir. Bu göç edenler Türkiye’nin güney bölgesine yerleşmiştir. Bunun dışında, Püsyan, Garagarlı, Cinli, Demirçihasanlı, Saatlı, Kengerli gibi başka taifeler de Karabağ’a ve Revan Hanlığı’na ait bölgeye göç etmek zorunda kalmıştır”[12].
Gürcistan, 1773’de Rusya hâkimiyetine geçince ve Rus kuvvetleri buraya gelince Borçalı bölgesinden yeni bir göç dalgası başlamıştı.
Böylece bu bölgede meydana gelen Osmanlı-İran savaşları ve Rusların sebep olduğu olaylar sonucunda en çok felâkete uğrayan Borçalı ahalisi oluyordu. Çünkü Safililer bölgeye hâkim olunca Sünnîler, Osmanlılar hâkim olunca Şiiler zor durumda kalıyorlardı.
Buna rağmen, baskılar azalınca kendi yurtlarına bağlı olan ve sadakat gösteren Gürcistan Türklerinin birçoğu tekrar memleketlerine dönerlerdi. Borçalıların atayurda bağlılığı fıkralara bile konu olmuştur. Şu fıkra ibret vericidir: “1750’li yıllarda Gürcistan valisi olan İrakli Han’a haber verirler ki, Borçalı’nın Yağlıca yöresindeki bütün Müslümanlar altın, gümüş ve hayvan gibi neleri varsa hepsini alıp Türkiye’ye göç etmişlerdir. İrakli Han tepkisiz bir şekilde sorar: Yağlıca’yı da kendileriyle beraber götürmüşler mi? Hayır cevabını alınca der ki: Merak etmeyin, onlar geri dönecekler, bu Yağlıca dağı onları geri çekecektir!”[12].
Borçalı bölgesinden yapılan Osmanlı ülkesine göçler (sürgün ve kovma şeklinde olanlar) daha çok 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde olmuştur. Başlıca göç dönemleri şunlardır:
1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı dönemi,
1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı dönemi,
1853-1856 Kırım Harbi dönemi,
1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi dönemi,
1904-1906 Borçalı’da Ermeni-Müslüman (Türk) çatışması dönemi,
1918-1920 Güney Kafkas’ta bağımsız cumhuriyetler dönemi,
1921-1924 Gürcistan’ın Sovyetlerce istilâsı dönemi,
1930-1931 Sovyetlerde kolektifleşme (kolhoz) dönemi.
Görüldüğü gibi, Gürcistan’dan Türk göçlerinin temel sebebi Kafkaslarda meydana gelen Rusya-Kaçar/İran, Osmanlı-Rus savaşları dönemlerinde olmuştur. Savaşların cereyan ettiği yerlerin ya içinde veya yakınında yer alan Borçalılılar, bu savaşlardaki yiğitlikleriyle yenilmez Türk gruplarından biri olduklarını bu savaşlarda göstermişlerdir. Borçalı’da kaçaklık hareketinin ortaya çıkması ve yayılması da kendilerine baskı kurmak isteyen ve hayat hakkını çiğneyenlere karşı ortaya çıkmış bir harekettir. Bu mücadeleler esnasında bir kısım Gürcistan Türkü, ata yurtlarını terk etmek zorunda kalmış ve Başgeçit üzerinden Ercivan dağlarını aşarak, “o yüz” dedikleri Osmanlı topraklarına geçmek zorunda kalmışlardır.
Gürcistan Türklerinin Türkiye’ye göçleri konusuna biraz daha yakından bakalım.
- XIX. Yüzyılda göçler
- yüzyıl başlarında Rusların Güney Kafkas’ı işgal harekâtı başladığında Borçalılar bu istilâya boyun eğmediler. Rus yönetimini kabul etmek istemediler. Rus esaretinde yaşamaktansa, gurbette aç kalmak da olsa, hür olmayı tercih ettiler. O dönemde bir Rus generali*, raporunda diyor ki: “Gazahlılar, Borçalılılar ve genellikle Türkler bize inanmıyorlar, açıkça bize karşı çıkıyorlar; Gence Hanı da onlara katılıyor.”[20]. Yine o yılları anlatan kaynaklarda bölge ahalisinin Rus hâkimiyetinde yaşamak istemediği açıkça anlaşılmaktadır. Bununla ilgili şöyle kayıtlar var: “Evvelce Gazah ve Borçalı yöreleri Rusya devletinden yüz çevirdiler ve o devletin boyunduruğuna girmek istemediler. Bu zaman Gazah ve Borçalı yöreleri Rusların itaatinden çıkıp, onlardan yüz çevirmişlerdi…” [12]
1810’da Hıristiyanları Türkiye’den ve Güney Azerbaycan’dan Kafkas bölgesine göç ettirmek üzere Ruslar tarafından bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyonun çalışmaları neticesinde, Borçalı bölgesine Hıristiyan unsurlar olan Ermeniler ve Rumlar göç ettirilmiş, karşılığında Borçalı bölgesinden Osmanlı’ya Müslümanlar zorunlu göçe tâbi tutulmuştu.
1813’te Rusya ile İran’ın Türk kökenli Kaçar devleti arasındaki savaş sonucunda Borçalı bölgesi Rusya’ya bırakılınca, buradaki Türk ahalinin önemli bir kısmı, Osmanlı yönetimindeki Ahıska Paşalığına ait topraklara, Hırtız sancağında Kür nehrinin sol tarafındaki ovalık bölgeye, Niyal düzlüğünün Lebis, Van, Karzamet, Kondra, Taşlıkışla, Elence köylerine kaçmak zorunda kalmıştı. Borçalı göçmenleri, savaş dönemlerinde paşanın çağrısına uyarak silâhlarıyla birlikte paşanın ordusuna katılmaya hazır olmalıydılar. Bunlardan bazıları Ahıska’dan Kars ve civarına göç etmiştir. Yine Borçalı ve çevresinden bugünkü İran’ın sınırları dâhilinde kalan Urmiye ve Sulduz’a göç edenler de olmuştur [6;19].
1829 yılı eylülünde imzalanan Edirne Antlaşması’yla, Borçalı, Ahıska ve Ahılkelek yöreleri, kesin olarak Rus hâkimiyetine geçince, yine göç hareketi olmuştur. Göçe katılanların bir kısmı Çıldır, Kars taraflarına gelip yerleşmişlerdir. Bu göçmenlerden bir kısmı Çıldır yörelerinde boş olan, Yıldırımtepe, Köçgüden, Göldalı, Meredis, Köğas köylerini yerleşerek şenlendirmişlerdir.
Bu dönemde Gürcistan’daki Türk ahaliye Osmanlı ülkesine serbestçe göç edebilme imkânı verilmiştir. Ruslar, bu suretle Türk unsurunu Borçalı’nın verimli topraklarından kaçırtarak, yerlerine Ermeni, Rus, Alman gibi Hıristiyan unsurları getirip yerleştirmiştir.
Yurtlarının Ruslara bırakıldığını öğrenen Gürcistan Türklerinin bir kısmı, belirlenen yeni sınırın Osmanlı tarafında kalan mıntıkalarına, Borçalı tabiriyle, “o yüz/o taraf” dedikleri Çıldır’a, Çıldır’dan da Kars’a, Kağızman’a ve başka yörelere giderek yerleşmişlerdir. 1828 yılı ağustosunda Ahıska’nın da Ruslar tarafından ele geçirilmesi üzerine oralarda yurt tutmuş olan Borçalılılar, yeniden göç ederek Çıldır, Ardahan, Kars yörelerine gelip yerleşmişlerdir.
1830’da Kars ve çevresi Rus istilâsından kurtulunca, Suşehri ile Adana’ya göç eden Borçalı kökenli Kars göçmenlerinin büyük bir kısmı yerlerine dönmüştür. Çıldır sancağı arazisine daha önce yerleşen ç0k sayıda Ahıska-Ahılkelek göçmenleri de Kars ve Erzurum yörelerine göç etmişlerdir [4].
1853-56 yılları arasında devam eden Türk-Rus savaşının etkisiyle Gürcistan’*dan Kars bölgesine yeni bir göç dalgası başlamıştır. Kırım Harbi de denilen bu savaş sonrası Gürcistan Türklerinin bir kısmı da Ağrı (Karaköse), Sivas, Tokat, Amasya, Çorum gibi Anadolu vilâyetlerine göç etmişlerdir [20].
1863 yılına ait bir Rus kaynağında: “Karapapaklar Türkiye’nin serhat bölgesinde oturan koçak (yiğit), mert, hürriyet sever halktır, hepsi iyi binicidir.” [21] denilmektedir.
1877-1878 yılları Osmanlı-Rus savaşında Borçalı yöresinin Demircihasanlı, Gazah mıntıkalarındaki Türklerden 3 binden fazla aile (yaklaşık 15 bin kişi) kaçarak, Rusya’nın hâkimiyetine geçen Kars ve Çıldır yöresine önceki dönemlerde gelerek yerleşen akrabalarının yanlarındaki boş olan köylere yerleşmişlerdir. Bu yeni yerleşenler Kars’ta 63 köy, 2301 ev; Ardahan’da 29 köy, 690 ev; Kağızman’da 7 köy, 95 ev kurmuşlardır. Kars yöresine Borçalı’dan göç eden 21.652 kişi kaydedilmiştir. Tahminî olarak, göç edenler nüfus açısından Kars ve ona bağlı yerlerin genel nüfusunun %15’ini teşkil etmekteydi. Gazeteci Konstantin Sadovski, Kars’taki göçmenler hakkında: “Bu Karapapaklar dostluk kurma ve sürdürme konusunda çok samimi olup, konuksever ve neşeli bir yapıya sahiptirler.” [23] demektedir. Rus yazarın bu övgüleriyle Mehmet Arif Bey’in: “Karapapaklar, gayet yiğit ve cesur bir kavimdir, pek iyi süvaridirler.” sözüyle uyuşmaktadır [4].
Tarih boyunca Borçalı’dan göçenler olduğu gibi, Osmanlı ülkesinden de Borçalı’ya göçenler olmuştur. Luka İsarlov (İsarlişvili), Borçalı’da o döneme ait tanık olduğu bu durumu hatıralarında şöyle yansıtmaktadır: “Yakublu, Ağbaba, İmirhasan, Gullar, Fahralı, Örmeşen vs. gibi köyler Osmanlı kökenlidirler.” [12].
Osmanlı ve Rusya sınır hattında yerleşmiş olan Borçalılılar, savaş dönemlerinde düşmanı ilk karşılayanlar ve ona ilk darbeyi indirenler olmuşlardı. Darvazlı Mihrali Bey, Arıklı Ali ağa, Memmedeli (Garaçoban), Gasımlı Semed Bey, Aslan Bey, Abdallı Kör İsmail, Gödekdağlı Hüseyin ve diğer önder konumundaki yiğitler ve emrindekiler, Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı’nın yanında eşsiz mertlik örnekleri göstermişlerdir. Özellikle, o dönemde bölgedeki Türklerin gönlünde ve ağzında “İkinci Köroğlu”, “İkinci Battal Gazi” olarak vasıflandırılan Mihrali Bey, Kars, Ardahan ve Anadolu’nun birçok şehrinde kahramanlık timsali olmuştur.
1877 yılı kışında Kars’ın Ruslar tarafından işgali sonrasında bu yöredeki bir kısım Kafkas kökenliler, Kars’ta kalamayıp, Anadolu içlerine doğru çekilmişlerdir. Onlardan bir kısmı, Ağrı ilinin Taşlıçay, Hamur, Eleşkirt, Tutak ve Muş ilinin Bulanık ve Malazgirt ilçelerine göç etmişlerdir. Kars’ta geriye kalan Borçalı asıllıların diğer bir kısmı ise Sivas, Tokat ve Zile’ye göç ederek buralarda köyler kurmuşlardır. Mihrali Bey’e bağlı olanlar ise Sivas’ın Acıyurt mıntıkasını kendilerine yurt edinmişlerdir.
1879’da İstanbul’da yapılan antlaşmayla, Osmanlı sınırları dâhiline göç etmek isteyen Kars, Ardahan, Batum yöresindeki Türk ve Müslümanlar, üç yıl içinde emlaklerini satarak ayrılabileceklerdi. Ayrılmayanlar, yani yerinde kalanlar, Rus tebaası sayılacaktı. Yöre halkının önemli bir kısmı, Anadolu içlerine göç etmeyi tercih etmiştir. Doğudan Anadolu içlerine yapılan bu göç dalgasına halk arasında ‘93 Muhacereti’ denilmektedir [4].
1882 yılına ait nüfus sayımı sonuçlarına göre, o dönemde Rusya yönetiminde bulunan Kars Gubernyasında (eyaletinde) toplam 160 bin kişi yaşamaktaydı. Bu nüfusun tahminen 21.653’ü, yani yaklaşık yüzde 15’i, ayrıca, Kars Gubernyasına bağlı Şüregel Okrugunda (ilçesinde) 10.684, Zaruşad (Arpaçay)’da 6.489, Çıldır’da 5.220, Taht’da 302, Ardahan’da 248 nüfus Gürcistan kökenlilerden oluşmaktaydı [23]. Kars vilâyetinde, Gürcistan kökenlilerin nüfusu 1893’de 28.366, 1897’de ise 29.897’e yükselmiştir.
O dönemde Kars ve yöresinde yaşayan Karapapak Türklerinin sosyal-ekonomik durumu hakkında Rusça “Tiflis-Kars-Revan Demiryolu Bölgesi Ekonomik ve Ticari Açıdan” adlı kitapta önemli bilgiler vardır [22].